Hoşgeldiniz, Bugün 22.06.2018 -
  • İstanbul Hava Durumu11°C / 18°Cİstanbul Hava DurumuÇok Bulutlu
  • Ankara Hava Durumu3°C / 15°CAnkara Hava DurumuParçalı Bulutlu
  • İzmir Hava Durumu12°C/ 20°Cİzmir Hava DurumuAz Bulutlu
Son Dakika Haberleri
Cebrail Mungan Cebrail Mungan cebrail@endogruhaber.com
Yazıklar olsun bize!

Cebrail Mungan, Türkiye'nin AB serüvenini kaleme aldı.

 

Avrupa Birliği kapısında ki bekleyişimiz 40. yılını doldurdu. Türkiye’nin batı bloku ile 2.Dünya Savaşı'ndan sonra yani 1945 yılında Almanya’ya karşı müttefiklerin yanında yer alması ile Birleşmiş Milletler kuruluşuna katılmış(1947) IMF sırasıyla,OECD(1948) NATO’ya 1952 de üye olmuş. O zamanki adıyla AET olan Avrupa ekonomik topluluğu’na ise 1959 başlamış 1963 Ankara antlaşması ile resmi statüye kavuşmuş ve öylede kalmışız.

İnişli ve çıkışlı bir rota izleyen Avrupa Birliği macerası 1987 yılında yapılan tam üyelik müracaatımızın üzerinden 15 yıl geçmişti ki tam üyelik yolunda 1996 yılında ki AB ile gümrük birliği anlaşması imzalayarak, Avrupa’ya can suyu oluyorduk Ama biz IMF’nin altında adeta inim inim inliyorduk fakat unutulan bir şey vardı 01.01.1996 yılında AB’ye aslında tam üye olmuştuk(sözde üye).

Ancak gümrük birliği gerçeği, ithalatı artırmış ve ihracatın toplamından daha büyük getirileri Avrupa’ya kazandırmıştır. Türkiye belki sanayi olarak entegre olma aşamasına geçmiştir ancak getirisi bakımından Avrupa Birliği ülkelerin hep gerisinde kalmıştır. Nedense sonuçlarını ve öngörüden yoksun politikalarını halka sunmaktan, becerikli siyasiler her eve iki anahtar düsturundan vazgeçmemişlerdir.

Öyle ki dönemin hükümet üyeleri bunu milli bir bayram havasında otobüs üzerinden Milli takım başarısı gibi halka sunuyordu. Türkiye'de her şey değişiyordu iktidarlar gidiyor güç sahipleri değişiyor ama Avrupa Birliği'nde ki ön yargılar bir türlü kırılamıyordu. Zaten kırılamayan ön yargıların yerine Teröre el altından destek verilerek ve Kıbrıs meselesinden dem vurarak bu politikalarını değiştirmeyeceklerini gösteriyorlardı.

Osmanlı sendromu ve İslam ön yargıları içinde derin tahliller yapan Avrupa, kendi içindeki birlik üyelerinin savaş tahribatlarını, mezhepsel çatışmaları bir kenara bırakarak yıktıkları duvarları her nedense Türkiye için yıkmak mı istemiyorlardı. Yoksa bu ön yargılarla daha ne kadar avunacaklarını görmek mi istiyorlar?

Ama ne olursa olsun  bu yüzsüz ve ikircikli politika üretmeye çalışan Avrupa Birliği üyeleri kendi fikir bataklığından mutlaka çıkmalı yoksa kendi bataklığında kurumaya başlayacağını görmeliler. Yaşadıkları ekonomik buhranlarla  bunu daha fazla test etmemeliler.

Gelişen büyüyen Türkiye’yi yatırım yapılamaz şeklindeki notçu değerlendirmelerle mızrağın artık çuvala sığmadığını görmeleri gerekiyor. Bir çok Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomik verileri Türkiye ile karşılaştırılmayacak kadar kötü olmasına rağmen kredi derecelendirme kuruluşları çirkin üç kağıtçı değerlendirmelerle bizi daha fazla alaşağı edemezler. Bunun için daha çok mücadele edip her ne sendrom yaşıyorlarsa çeşitli etkinliklerle bu ortaya konmalı.

Ancak her ne olursa olsun yeni Osmanlıcılık tarzı söylemlerden uzak durmak (bu Avrupalı açısından istila anlamı taşımamalı), İslam’ın insanların fikir ve vicdan hürriyetine verdiği önemi anlatarak HZ.Muhammet S.A Peygamberimizin  Hristiyan ve Yahudilerle ilişkileri ve  insana olan değeri Avrupa’ya iyi İzah edilmeli, İslam’ın diğer peygamberlere (hz.davut,hz.musa,hz.isa).olan bakış tavrı  ve gerekçeleri bütün ayrıntıları ile bir çıkarma halinde sunulmalıdır.

Hoşgörü ikliminde yaşayan Müslümanlar örnek gösterilmeli ve gönüllere girilmelidir. Türkiye’yi sadece Afganistan ,Pakistan ve İran üzerinden izah etmeye çalışan Avrupalılara 'Türk Müslümanlığı' izah edilmelidir.

Gerçi kendi ülkemizdeki insanlara irtica üzerinden saldıkları korku ile neler yapıldığı görüldüğünde Avrupa insanını biraz daha kavramamız ve onlara İslam’ın gerçek yüzünü gerek Hz.Mevlana gerekse  Hacı Bektaşi Veli  üzerinden anlatmak gerek.

Varsın onlar bildiğini ve iki yüzlü politikalarını devam ettirsin.Önemli olan Avrupalı yöneticiler değil önemli olan Avrupalı insanın korkularını sonlandıracak hoşgörü iklimini tesis edecek kültürel hareketlerdir.

On yılda Türkiye’deki irtica algısındaki kırılmaları şimdi Avrupalı üzerinde test etmeye geldi sanırım. Eğer bunu yapamıyorsak yazıklar olsun bize!

Bizler ki İspanya'da katledilen Yahudi’ye el uzatmış bir milletiz  kaldı ki Fatih'in İstanbul’un fethini bir gönül fethi olduğunu göremiyor ve bunu izah etme de dilimiz lal olmuşsa dilimiz bizden hesap sormaz mı?  

Hepimize bir kez daha yazıklar olsun!

Cebrail Mungan

YAZARIN DİĞER YAZILARI Yazı Arşivi