Hoşgeldiniz, Bugün 22.06.2018 -
  • İstanbul Hava Durumu11°C / 18°Cİstanbul Hava DurumuÇok Bulutlu
  • Ankara Hava Durumu3°C / 15°CAnkara Hava DurumuParçalı Bulutlu
  • İzmir Hava Durumu12°C/ 20°Cİzmir Hava DurumuAz Bulutlu
Son Dakika Haberleri
Cebrail Mungan Cebrail Mungan cebrail@endogruhaber.com
Bu Ülkede Başbakan Olmak...

Henüz on yedi yaşındaydım… Güneşli bir Malatya sabahında takvim eylül ayını gösteriyordu.

Yani anlayacağınız kayısı mevsiminin üstünden hayli zaman geçmişti.

Gençlik yıllarımdan itibaren siyasetle çok ilgilendim.

Babamı bildim bileli Adalet Partisi der dururdu. Rahmetli Adnan Menderes’in haksız bir şekilde apar topar asıldığını söylerdi.

Peki milletin bu kadar gönlünü kazanmış bir Başbakan halkın iradesine rağmen neden asılmıştı?

Nedenine bilmediğim konuya götüren sebeplere şahit olmuştum. Bir iki anımı daha eklemek istiyorum.

9 yaşında bir çocukken dönemin Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu'nun evine gönderilen bir bomba paketi ile gelini ve torunlarıyla can verdiklerini anımsıyorum. Dükkanların yağmalandığı ve her gün bir çok kişinin katledildiği Alevi- Suni çatışmalarının gırla yaşandığı bir dönemdi. Mahallemizde Efendi adında yaşlıca bir amcamız vardı. Bengi Tuhafiye adında bir dükkan işletirdi. O yıllarda üniversitede okuyan oğlu Ahmet sağ- sol davasından dolayı baba evi Malatya’ya dönmüş ancak bir sabah babasına ait tuhafiye dükkanını açarken kimliği belirsiz caniler tarafından katledilmişti. Sabah okula giderken Efendi Dayın'ın oğlu Ahmet’in cansız bedeni üzerinde ki ağıtlarını hiç unutamadım.

İnsanlar, okumuş adamların bu caniliği işlemesine anlam veremedikleri için çocuklarını o yıl üniversite okutmaktan vazgeçtiklerini duymuştum.

O kanlı yıllara gözlerimle şahit olduğum ikinci olay ise saat 12'yi gösterirken yüzlerini ellerinde tutukları mendille kapatmaya çalışan diğer ellinde silah bulunan iki kişinin koşmaya çalıştıklarını gördüm öyle ki dizlerinin bağları çözülmüş gibiydiler. Arkalarında bağıranlar ise 'Yakalayın Bakkal Osman’ı vurdular!' dediklerini dün gibi hatırlıyorum. Ciğeri evlat acısı ile yanmış olan Efendi Dayın'ın av tüfeği ile peşlerine düştüğünü, o sırada annemin elimden tutup hızla eve çekiştirmesi ile kendime geldiğimi hatırlarım. Ancak mahalle başında duran Renault marka bir siyah araca binip kaçtıklarına da şahit oldum.

İşte bu travmalı yaşam 1980’lerde darbe öncesi gerçekleşmişti...
Anlam veremediğim olaylara şahit olmuş bir çok insanın çocuklarını okula göndermekten korktuğu dönemlerdi.

Bütün bu sıkıntılı haller bir anda darbe sonrası bıçak gibi kesilmişti. O kan davaları başka baharlara bırakılmıştı. Ne oldu da her gün 30- 40 kişinin öldüğü bu kargaşa bir anda sonlanmıştı?
Sivil iradenin başarı göstermeye çalıştığı her dönem Türkiye darbelerle anılır olmuştu.

Hasta adam Türkiye’nin iyileşmesine mani olan şer odakları için sürekli bir bahane mevcuttu.

Evet zihnimde bu tartışmalara, hem geldiğim yaş hem de yıl itibari ile son vermiştim. Ancak içinde yaşadığım bu travmalar beni hiç yalnız bırakmadı. Akşam babalarımızın eve gelip gelmeyeceği konusunda hiçbir fikrimizin olmadığı günler çok geride kaldı.

Eylül sabahında Malatyalı bir hemşerimizi karşılamak üzere havaalanına doğru gitmiştim bir arkadaşımla. Belediye otobüsleri bizi yolda indirmişti çünkü oluşan uzun bir araç konvoyu nedeniyle on beş kilometre boyunca yollar tıkanmıştı. Çaresiz yol boyu herkes gibi beklemeye başladık nihayet Anavatan Partisi'nin arması üzerinde bulunan otobüs görünmüş ve güç bela ilerlemeye çalıştığını görmüştüm. Milletin bu teveccühüne tek tek yanıt vermeye çalışan bir Başbakan vardı.

Bu kısa boylu mangal yürekli adam Rahmetli Turgut Özal’dı...
Yol boyu hemşerilerine kucak açan ve herkesin elini sıkan kadir şinas bir Başbakan vardı.

Otobüsten inip ‘Gençler nasılsınız bakalım?’ deyip elimizden sıkınca bizde Rahmetli Başbakan'a sarılmıştık…
O anı hiç unutmadım…

Tokalaştığım elimi üç gün yıkamamıştım…
Nedense okul okuma isteğimi Rahmetli Özal sonrası tekrar gözden geçirmiştim. Bir nevi üniversite okumamı Rahmetliye borçluydum.

Her gün binlerce insanın katledildiği bir ortamdaki okuma isteği ile bir Başbakan'ın ortaya çıkıp idealleri yaşatacak bir durum sergilemesi arasındaki fark bile ülke gençliğine katkısı tartışılmazdı.

Korkularla yaşatılan travmalar, içimde ki eğitim isteğini törpülemiş olsa da Rahmetli Özal’ın içimizden biri olarak Başbakan olması hepimizi eğitim noktasında yeniden aşıladığını ve şevke getirdiğini söyleyebilirim.

Sivil irade her zaman devletin halk ile bütünlüğünü sağlama noktasında başarılı olmuştur.

Şer güçlerde bu bütünlüğü bozmak için kandan ve göz yaşından beslenmiştir.

Bu ülke de Başbakan olmak çok zordur…
O koltukta oturuyorsan kellen hep koltuk altındadır. Hele bir de halkın teveccühüne mahzar olmuşsan işin daha da zordur. Başbakan her zaman eleştirilir. Haklı olup olmaması önemli değildir. Kendinden olmayan bir başkası Başbakan ise mutlak vatan hainidir. İnanç değerlerine sadık bir insansa mutlak gericidir.

Eğer yukarıda bahsettiğim iftira kampanyaları ile alaşağı edememişlerse ya suikast sonucu yada başka cinayet envanterlerini devreye sokmaktan çekinmezler.

Bu iftira kampanyalarını yürütenler hala hayattalar ve hala mevcut hükümeti alaşağı etmenin hesabı içindeler. Merak ediyorum bu insanlar nasıl bir hesap ile karşı karşıya olduklarının farkındalar mı?

Peki bunca linç kampanyalarını ne adına yaparlar?
Millet devlet adına…

19 yıldır çözülemeyen cinayetin delillerini vücudunda muhafaza ettiren kudret adaletini tecelli ettirmiştir. Deliler meydana çıkmış ve kimsenin kanının yerde kalmayacağının apaçık göstergesi olmuştur.

Bu ülke de Başbakan olmak zordur…
Yattığınız mezarda dahi insana rahat yoktur…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI Yazı Arşivi